
Dünyanın farklı bölgelerinden gelen ekonomik toparlanmaya işaret eden verilerle Mart ayı ortalarından itibaren oluşan iyimser hava ivme kaybederken, tedirginliğin artmaya başladı. Bir diğer ifade ile örnek bir dağıtım sürecinin etkilerini görmekteyiz. Geçen hafta Letonya’da gerçekleştirilemeyen borçlanma ihalesi sonrasında artan tedirginlik gelişmekte olan ülkeler üzerindeki baskının artmasına neden oldu ve mevcut seviyelerde satış baskıları güçlendi.
Bu süreç içinde, ABD’nin ekonomik olarak önümüzdeki bir kaç ay içinde dipi bulacağı beklentisi altında, ABD piyasalarının daha sınırlı değer kayıpları yaşacağını, bu süreç içinde gelişmekte olan ülkerin daha güçlü değer kayıplarına maruz kalacağını düşünmekteyiz. Çünkü bu aşamada temel aldığımız baz senaryomuz ise, gelecek bir kaç ay içinde dipe yaklaşan ABD ekonomisinin ardından, gelişmekte olan ülkelerin devam eden altı ay içinde ekonomik anlamda dibe ulaşacağı yaklaşımıdır. Dolayısı ile önümüzdeki dönemde ABD borsaları daha iyi performans gösterirken, gelişmekte olan ülke endekslerinin daha düşük performans gösterebileceği olasılığına hazırlıklı olunmasını tavsiye ediyoruz.
Yurtiçinde bir süredir gündemde olan Teşvik paketine ait beklentinin sona ermesinin ardından piyasalar teşvik paketinin olası uzun orta vadeli etkilerini dikkate alıyor olacaktır. Önümüzdeki döneme baktığımızda, kısa ve orta vade de IMF ye yönelik gelişmeler, AB ile ilgili süreç ve yurtdışı gelişmelerin dışında ekstra bir beklentinin olmadığını görmekteyiz. Haziran sonu ile birlikte 6 ve 9 aylık kar beklentilerine ait hisse bazlı spesifik hareketlerin öne çıkma olasılığı yüksektir. Bu süreçte dikkatler özellikle, tekrar azalma belirtileri gösteren risk iştahı, yükselen faizler ve artan kamu borçlanma gereksinimi paralelinde IMF cephesindeki gelişmeler odaklanmış bulunmaktadır. IMF ile anlaşma yapılıp yapılmayacağına ilişkin belirsizlik bu aşamada devam ediyor ancak IMF ile görüşme trafiği önümüzdeki dönemde devam edecek. Başbakan Tayyip Erdoğan geçen hafta, bu ay sonuna kadar görüşmelerin devam edeceğini söylemişti. IMF ile bu ay içinde ilk temas, Haziran ayının ortalarında olacak. IMF Başkan Yardımcısı John Lipsky’nin 15 Haziran’da İstanbul’a gelmesi bekleniyor. Lipsky, 6-7 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da yapılacak IMF-Dünya Bankası Yıllık Toplantısı için sürdürülen hazırlıkları denetlemeye gelecek. Lipsky’nin burada hükümet temsilcileri ya da bürokratlarla bir temasa geçip geçmeyeceği belirsiz. Ancak en azından bir görüşmenin olabileceği beklentisi hakim. Bunun dışında IMF’nin bu yıl 4′üncü madde konsültasyonu (IMF 1 ya da 2 yılda bir üye ülkelere giderek ekonomilerini değerlendiriyor ve bir öneri raporu hazırlıyor) çerçevesinde Türkiye’ye gelebileceği konuşuluyor. Kulislerde konuşulanlara göre IMF bu madde çerçevesindeki denetimini 2010 yılı bütçe görüşmeleri öncesine denk getirecek ve Türkiye ekonomisine ilişkin detaylı bir rapor hazırlayarak uyarılarını sıralayacak. Sonuç olarak en erken sonbahar aylarında IMF anlaşmasının tekrar gündeme gelmesini beklemekle birlikte olası bir anlaşmanın ise 2010 yılına kalma ihtimali hayli yüksek görülmektedir. Hükümetin orta vadeli bir program hazırlayarak IMF ile yeni bir stand-by yapmama olasılığı da piyasada olası senaryolar içersinde ağırlığını giderek artmaya başlayacaktır; bir diğer ifade ile IMF ile olan gelişmeler Mart ortasından itibaren yaklaşık %40 prim yapan borsada kar realizasyonuna gitmek için iyi bir neden oluşturacaktır.
Global çapta risk iştahının azaldığı ve volatilitenin arttığı dönemlerde IMF konusundaki belirsizliğin yurtiçi piyasaları eşdeğerlerine görece daha kırılgan bir hale getirme olasılığı yüksektir. Bu aşamada hükümetin, olası bir IMF’siz senaryoda, hem yerli hem de yabancı yatırımcıları ikna edebilecek kapsamlı bir mali ve ekonomik programı devreye sokması büyük önem kazanacaktır. Önümüzdeki dönemde söz konusu gelişmeler piyasanın yurtdışındaki gelişmelerle birlikte piyasanın en önemli gündem maddesini oluşturacaktır.
Geçen hafta bir takım soru işaretleri yaratan işsizlik verilerinin ardında bu hafta açıklanacak olan ABD Nisan Dış ticaret, Mayıs ayı perakende satışlar verileri (önceki aya göre iyileşme bekleniyor) öne çıkarken; 23-24 Haziran FED toplantısı öncesinde hazırlanan Bej kitapta işgücü, tüketici harcamaları, ev sektörü hakkında alınacak mesajlar önem kazanmaktadır. Yine ABD’de Perşembe günü gerçekleştirilecek 30 yıllık bono ihalesi de, son dönemde hızlı bir yükseliş gösteren ve piyasaları tedirgin eden faizler nedeniyle yakından izlenecektir. Geçen hafta açıklanan işsizlik başvuruları düşmesine rağmen, işsizlik oranını 1983 yılından itibaren en yüksek seviyelere ulaştığını görmekteyiz, ve verilerin detayına baktığımızda ekonomideki daralışı teyit ettiğini görmekteyiz. Yurtdışında son üç krize göre çok daha dip seviyelerde oluşan ekonomik verilerin henüz normalleşmeye çalıştıklarını görmekle birlikte gelinen seviyelerin önceki krizlerde gerçekleşen seviyelere kadar dahi iyileşme göstermediğini görüyoruz.
Bu durumda, içinde bulunduğumuz dönemde dirençlerin oluşma süresi uzadıkça geri dönüşünde bir o kadar sert olabileceğini de görmek gerektiğini düşünmekteyiz. Son dönemde kredi piyasalarında ve tüketici beklentilerinde kısmi iyileşmeler gözlenmekle birlikte ekonomilerde kalıcı bir toparlanma için henüz erken olduğu görüşümüzü koruyoruz ve hisse senetleri piyasasında gelinen mevcut seviyelerin risk-getiri dengesi açısından satış için uygun seviyeler olduğunu düşünüyoruz.
Hafta içinde, 33,496 – 36,214 puan aralığında hareket eden IMKB-100 endeksi, haftayı Pazartesi – Pazartesi) 33,655 puan ile kapattı. Geçen haftaya yönelik beklentimiz; endeksin 36,700 ü direnç haline getirmesi ve bu seviyeye yaklaşımda satış baskısının güçlenmesi yönünde idi.
Bu hafta ise endeksin, 34,300-34,700 aralığını direnç haline getirmesini ve azalan trendin 32,600 ve 30,900 seviyeleri denenmek üzere hareket etmesini bekliyoruz. 35,200 2cil güçlü direnç, 31,700 ara destek seviyeleridir. Yatırımcıların kısa vadeli direnç seviyelerinde satışa yönelmelerini tavsiye ederiz.
Buradan yorum yapabilirsiniz