Arzu Odabaşı

Yatırımlarınızı yönlendirin

Haftanın Yorumu (11 Ocak 2010)

Haftaya Bakış

 

Ağır hissedilen krizin ardından 2009’un son çeyreğinde başlayan toparlanma sinyalleriyle girdiğimiz yeni yılda gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ekonomilerinin farklı makro iktisadi koşullarla karşı karşıya olması krizin ağır hissedildiği dönemde yapılan işbirliği ve uyum ortamının krizden çıkılmaya başlandığı dönemde nasıl şekilleneceği önem taşımaktadır. Gelişmiş ülkelerin dünya GSYİH’sından aldıkları paylar azalırken gelişmekte olan ülkelerin payı artmakta ve ortaya decoupling dediğimiz durumun sürdüğünü görmekteyiz. Her ne kadar gelişmiş ülkelerin payları küçülse de önem taşıyan ülkeler olan ABD ve Çin arasında hala önemli bir fark olsa bile Çin’in gelişme hızı farkın kapanmasına imkan vermektedir. En son verilerle Çin geçtiğimiz yılı 196 Mlr $ ticaret fazlası ve 1,2 trilyon $ ihracatla dünya ihracat şampiyonu olarak Almanya’yı geçmiş oldu. Burada görmemiz gereken önceki haftalarda da belirttiğim global iktisadi sistemin değişimidir. Çin yapmış olduğu sistem değişimiyle kriz döneminde ticaret hacmi bakımından en az zarara ülke olmuştur. Bunun en önemli nedeni Çin’in teknoloji yoğun üretime kaymasıyla katma değeri yüksek ürünler üretmesi olmuştur. Gelişmekte olan başarılı ülkelere baktığımızda kökten piyasacı düzen içinde olmadıklarını da görmekteyiz.Türkiye’ye baktığımızda 1985 yılında dünya gelirinden %1,028 pay alırken 2005 yılına kadar yatay artan bir trend sergileyerek %1,331 pay alır hale gelmiştir. 1985 yılında Kore’nin payı %0,969’ken 2005 yılında aldığı pay %1,830 olmuştur. Açıkçası bu durum bize gösteriyorki Türkiye değişen global iktisadi düzeni yakalamada başarısız olmuş ve var olan potansiyelini harekete geçirememiştir. Özellikle 90 yıllarda varolan kırılgan makro yapısı tüketimin, yatırımın,üretimin, ve dolayısıyla büyümenin önünde engel oluşturmuştur. Kriz öncesi son 5 yıllık bir süre içinde makro yapısında kamu tarafında toparlanmaya gitmesine ek olarak global ortamında müsait olmasıyla cumhuriyet tarihinin en büyük büyüme rakamları elde edilmiştir. Ancak bu büyümenin ardında dış kaynak bularak büyüme hızı arttıkça dış açık yaratan ve üretimde teknoloji yoğun yerine montaj yoğun anlayışıyla ara malı ithalini artıran ve katma değeri yeteri düzeyde yüksek seviyeye çıkamayan ürünler yatmakta olduğundan dış talebin kesilmesi durumunda ekonomide ciddi dalgalanmaların oluştuğu ve bu dalgalanmalar neticesinde ciddi kronik halde bulunan işsizlik sorununa ek yüklerin geldiği bir sistem içinde bulunmaktayız. Global iktisadi ortamın toparlanma sürecinde olduğu bu dönemde göreceli olarak güçlü duran makro verilerle değişen sistemi fırsata çevirip dünya GSYİH payımızı artırabilmek için uzun vadeli tedbirler almamız gerekmektedir. Özel sektör bilançosunda faaliyet geliri artan teknoloji yoğun üretime sahip olan bir yapı oluşturulmalıdır. Global iktisadi ortamın iyileşmesine paralel olarak iyileşen dış talebin etkisini Aralık ayı sanayi üretiminde görmüş olduk. Gerek aylık kıyaslamada kullanılan takvim ve mevsim etkisinden arındırılmış gerekse yıllık kıyaslamada kullanılan takvim etkisinden arındırılmış verilerde Kasım ayına göre gelişmenin olduğu görülmektedir. Gelişmiş ülkelerde özel sektör borç yükleri kamulaştırıldığından piyasaya verilen desteklerin çekilmeye başlamasıyla tüketicilerin sergileyeceği davranışa paralel olarak şirketlerin bilançoları şekillenecek ve toparlanmanın seyrini gösterecektir. Kredi not artışlarının yaşandığı ve beklentilerin karşılandığı bir süreçte kolay ve ucuza kaynak sağlayabilen bir piyasa görünümüne kavuşmaktayız. Bu durumu istikrarlı sürdürülebilir kamu yapısıyla birleştirdiğimiz takdirde yatırım ortamına elverişli bir ülke haline geleceğiz.    

Öte yandan IMF anlaşmasına yönelik olarak beklentiler güncelliğini korumakla birlikte Başbakan’ın gün ya da hafta içi bir karara varilacağına dair açıklamalar artık sona yaklaşıldığına dair kanaatleri artırmaktadır. Birçok ekonomistin anlaşmaya ihtiyaç duyulmadığına dair kanaatleri olsa da ekonomi yönetiminin IMF’den sağlayacağı kaynağı iç borç çevirmede bankalardan kullanılması sonucu özel sektöre aktarılmayacak olan paranın yerine kullanacağı tahmin edilmektedir. Sıkışan kredi piyasasında iç talebin rahatlamasına ve kredi maliyetlerinin kısılmasına yönelik tedbirlerle iç talebin canlandırılmasına ve şirketlerin yatırımlarını yapabilir duruma gelmesine yarayacağı düşünülmektedir. Krizden çıkış döneminde hızlı atağa kalkmak için girişimcilerin doğru üretim politikalarıyla desteklenmesi ve teşvik edilmesi büyüme sürecinde atak davranabilmemiz için önemli olacaktır.   

Yeni yılın ilk haftasında yurtdışı piyasalara baktığımızda genel olarak haftanın olumlu kapandığını görmekteyiz. Amerika tarafına baktığımızda Dow Jones Sanayi Endeksi’nin haftayı %1,8 oranında yukarıda kapatığı görüldü. Geçen haftanın verilerine baktığımızda ise ABD tarafında İmalat ve Fabrika Siparişleri verilerinin iyi geldiğini görmekteyiz. Fed’in 15-16 Aralık’taki toplantıya ilişkin tutanaklarında yayınlandığı haftada, Fed genel olarak ekonominin daha güçlü olduğunu ancak toparlanmanın halen yavaş olduğunu ve toparlanmanın Fed’in politikalarında bir değişikliğe neden olacak düzeyde olmayacağı belirtildi. Haftalık İşsizlik başvuruları da ABD tarafında beklentilerden iyi geldi. Buna karşın yılın ilk haftasında Bekleyen Ev Satışları verisi ile Tarımdışı İsithdam rakamları beklentilerden kötü olarak geldi. Buna karşın Aralık İşsizlik Oranı beklentilerden biraz daha iyi gelerek %10,0 oranında gerçekleşti. Avrupa  tarafına baktığımızda geçen hafta içerisinde son 15 Ayın en yüksek seviyelerinin görüldüğü gözlemlendi. FTSEurofirst 300 endeksi geçen hafta içerisinde 2008 Ekim Ayı’nda bu yana en yüksek seviyeyi gördü. Bankacılık hisselerindeki olumlulukla beraber haftayı olumlu kapatan Avrupa’da açıklanan verilerin genel olarak beklentilerden daha aşağı gerçekleştiğini görmekteyiz. Euro Bölgesi’nde İşsizlik Oranı beklentilerden kötü alarak %10,0 olarak gerçekleşirken, Perakende satışlar beklentilerden aşağıda gerçekleşti. Buna karşın Yeni Sanayi Siparişleri beklentilerin üstünde gerçekleşti. PMI İmalat Verisi ise beklentiler dahilinde gerçekleşti. Geçen haftanın Avrupa Tarafında bir diğer önemli gündemi İngiltere Merkez Bankası Toplantısı oldu. İngiltere Merkez Bankası Faiz oranlarının değiştirmezken, 200 milyar dolar olan finansal varlık programında da bir değişkliğe gitmedi. Asya tarafına bakıldığında Japonya’nın yeni Maliye Bakanı’nın açıklamaları önemli yere tuttu. Yeni Bakan’ın Yen’in değer kaybettirileceğeine dair açıklamalarıyla beraber Yen dolar karşısında değer kaybetti. Haftaya baktığımızda ise geçen haftaya göre veri açısında daha sakin olduğu görülüyor. ABD tarafında takip edeceğimiz veriler başta Kasım Ayı Ticaret Dengesi, Bej Kitap, Aralık Ayı Perakende Satışlar, Sanayi Üretimi, Kapasite Kullanımı ve TÜFE olacak. Ayrıca Ocak Ayı Empire State İmalat Endeksi olacak. Avrupa tarafında ise Euro Bölgesi Kasım Ayı Sanayi Üretimi, Aralık Ayı Tüketici Fiyat Endeksi, Almanya Aralık Ayı Tüfe ve Avrupa Merkez Bankası Faiz kararı takip edilecek.

 

Endeks Beklentisi

Geçtiğimiz hafta içinde 55,711 – 52,410 puan aralığında hareket eden IMKB-100 endeksi, haftayı 53,921 puan  ile kapattı.  Geçen hafta endekse yönelik beklentimiz; endeksin  52,800 seviyesini güçlendirmesini ve 55,100 seviyesini  denemek üzere artan trend içinde seyretmesi yönünde idi.

Endeksin, 54,000 seviyesinin altında, 53,000-52,700 aralığını denemesini ve bu seviyeyi güçlendirerek, 55,800 ve 57,000 seviyelerini denemek üzere hareket etmesini bekliyoruz.  Yatırımcıların, kısa vadeli direnç seviyelerinde karlarını realize etmelerini tavsiye ederiz.

Etiketler: , , , , ,

Buradan Görüşlerinizi Belirtebilirsiniz


Yatırımlarınızı yönlendirmek için tıklayınız