
2009 yılının son haftaları Türkiye için bir ekonomik anlamda olumlu sürprizleri beraberinde getirirken, siyasi arena da işlerin bir miktar daha zorlaştığını görüyoruz. Yaklaşık 2 yıldır devam eden DTP nin kapatılma davası, 11 Aralık tarihinde sonuçlanmış ve parti kapatılmış bulunmaktadır. Bu kararın ekonomik etkilerini değerlendirdiğimizde; Türkiye’yi erken seçime götürme olasılığını tahmin etmek gerektiğini düşünüyoruz. AK parti açıklamaları ve genel eğilimden çıkardığımız ise bu olasılığın hayli düşük olduğu yönündedir. Kararın sosyal ve siyasal alandaki etkilerini kendi konumuz dışında olduğunu düşünerek bu konuda yorum yapmamayı tercih ediyoruz.
En başından itibaren ekonomik döngüler gereği, 2007 2. çeyrek sonunda ABD de başlayan ekonomik kriz koşullarının, 2010 2. çeyrek sonu itibariyle 3 yıllık bir dönem içinde tamamlanacağına ait beklentimizi koruyan taraf olarak; ABD ekonomik koşullarının bu doğrultuda gelişme gösterdiğini görmekteyiz. Bu durumu yine Türkiye ile ilişkilendirdiğimizde, Türkiye(TR)’nin ABD ‘den 2 çeyrek sonrasında büyüme ivmesini yakaladığını görmüş olmak, TR’nin de ABD’nin büyüme evresine geçtiği 2009 3. çeyreğinden 2 çeyrek sonra, 2010 ilk çeyrekte pozitif yönlü bir büyüme ivmesini yakalamasını bekliyoruz. Bu veri öncesinde 2009 yıl sonu TR büyüme verisinin de sıfır civarında bir yerde oluşması ana tezimizi doğrulyacak bir diğer gelişme olacaktır. Tabi bu resmi tamamlayan puzzle’ın bir diğer parcası ise AB bölgesininde 2009 yılının son çeyreğinde pozitif yönlü bir büyüme göstermesi olacaktır. AB bölgesinin bu performansı göstermesi halinde, Türkiye’nin, 2010 yılı ilk çeyreğinde pozitif yönlü büyüme platformuna geçme olasılığı oldukça yükselecektir.
Türkiye’nin ekonomik büyümeye geçmesini beklediğimiz önümüzdeki ilk çeyrekte; Hükümetin Mali Kural a geçişe yönelik yasal alt yapıyı hazırlaması ve IMF ile ilgili süreci olumlu yönde tamamlaması halinde, kredi notumuzun diğer kredi derecelendirme kuruluşları tarafından da onaylanmasını; hatta Fitch’in, yılın 2. çeyreğinde de büyüyen bir Türkiye gördükten sonra Türkiye’yi yatırım yapılabilinir ülke seviyesine yükseltme olasılığının da gündemde olabileceğini tahmin ediyoruz.
Geçen hafta açıklanan, 2010 yılı Hazine finansman programı ve Merkez Bankası para ve kur politikalarına yöneldiğimizde, yapılan programın Türkiye’nin kredibilitesinin artacağına yönelik beklentiyi içerdiğini hissetmekte ve görmekteyiz. 2009 yılında, Uluslararası piyasalarda, 3,75 milyar TL tahvil ihracı yapan Hazine’nin, 2010 yılında bu tutarı %127 oranında artırarak 8,4 milyar TL borçlanmayı planlamış olması önemli bir göstergedir. Ayrıca, Hazine’nin yine Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası ve diğer dış finansman kuruluşlarından proje ve program kredileri yolu ile elde etmeyi planladığı tutarı %152 oranında artış yönünde planlaması, Türkiye’nin ekonomik olarak ev ödevlerini yerine getirme koşul ve zorunluluğunuda beraberinde getirmektedir. Söz konusu program bizlere, 2010 yılının iddialı bir özelleştirme sürecinin de beraberinde getireceğini göstermektedir.
Merkez bankası tarafından açıklanan 2010 yılı Para ve Kur Politikası raporunda ise başlıca değinilen konular yılsonu enflasyonun hedefin altında ve belirsiz kalacağıdır. Orta vadede ise enflasyonun büyük ihtimalle hedefler doğrultusunda seyredeceği öngörülmektedir. Enflasyonun 2010 yılı ortasına kadar dalgalı seyir ile yükselme trendinde olacağı ancak yılın ikinci yarısında düşüşe geçerek hedefin altında kalmasını beklemektedir. 2010 yılı boyunca hedefin %6,5 olmasına devam edileceği açıklandı. Hedefleri gerçekleştirme anlamında maliye politikasının orta vadede izleyeceği seyrin önemine dikkat çekildiğini ve Enflasyonu, faiz seviyesini etkilemesi açısından likidite sağlama açısından gerektiğinde zorunlu karşılık oranlarının indirilebileceğinin vurgulandığını görmekteyiz. Ayrıca, IMF anlaşması olmaksızın Hazine borç çevirme oranında yükselme söz konusu olursa faizler üzerinde baskı oluşacağına değinilmiş olması önemsediğimiz bir diğer husustur.
Geçen haftadaki karışık görüntüyü olumlu kapayan borsalar, yeni haftaya Abu Dabi’nin Dubai’ye 10 milyar dolarlık kaynak yaratmasıyla olumlu başladı. Geçen hafta Bernanke’nin açıklamasında sonra bu hafta toplanacak Fed FOMC toplantısında faiz kararında bir değişiklik beklemiyoruz. ABD tarafında en çok takip edeceğimiz veriler ÜFE-TÜFE, Sanayi Üretimi ve Öncü Göstergeler olacak. Beklentimiz bu verilerin geçen aya göre artış kaydetmesi yönünde, ayrıca haftalık olarak takip edilen işsizlik başvuruları da takip edeceğimiz bir diğer gösterge olacaktır. Avrupa Bölgesi tarafında ise ZEW Aralık Ekonomi Göstergesi, Euro Bölgesi Kasım TÜFE; Almanya’da IFO İşdünyası Güveni ve Zew Aralık Ekonomi Göstergesi takip edilecek önemli veriler olacaklardır. Yurtiçinde ise Meclis’te hafta başında başlayan ve 26 Aralık tarihine kadar sürecek olan 2010 Bütçe çalışmalarına ek olarak Perşembe günü toplanacak Para Politkası Kurulu dikkatle izlenecek. Beklentimiz geçen hafta açıklanan 2010 yılı para polikasına bağlı olarak Merkez Bankası’nın faizleri sabit aynı bırakması yönündedir.
Geçtiğimiz hafta içinde 48,750 – 50,845 puan aralığında hareket eden IMKB-100 endeksi, haftayı 50,198 ile kapattı. Geçen hafta endekse yönelik beklentimiz; Endeksin, 49,000-49,500 aralığını güçlendirmesi ve Kv artan trendin, 51,000 ve 51,600 seviyeleri denenmek üzere hareket etmesini yönünde idi.
Endeksin, 49,500-700 aralığını güçlendirmesini ve kv artan trendi 51,000 ve 52,500 seviyelerini denemek üzere hareket etmesini bekliyoruz. 47,800 2cil güçlü destek seviyesidir. Yatırımcıların, kısa vadeli direnç seviyelerinde karlarını realize etmelerini tavsiye ederiz.
Buradan yorum yapabilirsiniz