
Geçen hafta yaşanan gelişmeler global dengelerin ve global ekonomideki değerlendirmelerin değişikliğe uğradığına işaret etmekteydi. Global kriz kredi kaynaklı olup geri ödenememe sorunuyla ortaya çıkmıştı. Geri ödenememe sorununa yol açan ise kredi riskinde aşırıya kaçan ve bu krediler üzerine türev menkul kıymetler çıkaran finans piyasası olmuştu. Ardından yükümlülülüklerin yerine getirilememesiyle birbirini tetikleyen mekanizmaların işlemesiyle ekonomilerin alışık olduğu arz şoku yerine talep şoku yaşanması ve talebin anormal kısılmasına bağlı olarak ekonominin üretim mekanizmasının felç olmasını gördük. Alınan önlemler sayesinde resesyon süreçleri sona ermiş gözüküyor. Ancak krizi sonlandırma adına alınan önlemler tıpkı bir antibiyotik gibi ülkelerin diğer sorunlu alanlarında yan etki göstermeye başlamış durumda. Önümüzdeki süreç bu yan etkileri ortadan kaldırmaya yönelik yeni adımların atılmasıyla şekillenecek. Ne var ki yan etkilerin yeni bir krize sebep olup olmayacağı ülkeden ülkeye değişiklik gösterecektir. En bilindik yan etki bütçe açıkları olarak karşımıza çıkmaktadır. Gelişmiş ülkelerde bütçe açıkları geleceğe yönelik projeksiyonları etkilerken karar alıcılar vergi mükellefleriyle sermaye piyasaları yöneticileri arasında sıkışmış durumdadır. ABD’de geçen hafta finans sistemine yönelik tasarı üzerinde anlaşma sağlanamadı. Avrupa Birliğinde üye ülkelerin ekonomilerinde sıkıntıya düştükleri takdirde kaynak ihtiyacını karşılamak adına IMF benzeri bir fon kurulması yönünde çalışmaların başladığı bilinmektedir. Kapitalist sistemde krizler yeni çözümler yeni dengeler oluşturmaktayken yaşadığımız krizin yeni çözümleri ve dengeleri şayet kararlı bir şekilde soruna gerçekçi bir yaklaşım tarzıyla yaklaşıldığı takdirde diğer süreçlerden çok farklı olacaktır. Yok krizin oluşturduğu çatlaklar sıvayla kaplanacaksa yan etkilerin yakın zamanda başka krizlere neden olacağı kaçınılmazdır. Dış konjönktür karar vermede ve acı ilacı almada zorluk yaşamaktadır.
Türkiye’nin yaşadığı sürece baktığımızda ise geçen hafta uzun süredir piyasaların beklentisini taşıdığı IMF anlaşmasına ilişkin sonuç açıklandı ve anlaşmanın olmayacağı bildirildi. Kimileri için risk algılamasında pozitif etki yapması ve kredibilitenin sağlanmasıyla kolay ve ucuz borçlanma sağlayacağından olmazsa olmaz kimileri içinse artık kendi ayakları üzerinde kendi halkına ve uluslararası piyasalara tek başına hesap verebilirliği olan reformları kendi iradesiyle harekete geçiren bir ülke yapısına kavuşma vaktinin geldiğini söyleyenler için, olmaması gereken bir anlaşma süreci tamamlandı. Sürekli olarak vurguladığımız global krizlerin ardından yaşanan ve gelişmeyi getiren yapısal değişimlerin ülkemize yansıması da IMF ile uzun senelerdir sürdürülen ilişkilerin şekil ve içerik değiştirmesi olabilir mi? Babacan IMF ile anlaşamamanın nedenini geleceğe yönelik projeksiyonlar konusunda bakış açılarındaki farklılık olarak gösterdi. Ayrıca Babacan hükümet olarak çok önem verilen OVP ve Mali Kural uygulamasına ilişkin şüpheleri engellemek adına IMF ile bu iki konuda tam mutabakat içinde olduklarını vurguladı. Bundan 1-1,5 ay öncesinde TRT’de yapılan bir programda Babacan IMF ile ilgili bir soruya görüşmelerin uzama nedeni olarak yaşanan global değişikliklerin OVP’ye yansımaları hususunda öngörülerin güncellenmesini belirtmişti. Yani anladığımız kadarıyla IMF global ve yerel makro ekonomik göstergelerde yaşananlara bakarak OVP’de revizyon istedi ve buna bağlı ek önlemler talep etti. Ancak işsizliğin halen yüksek serettiği, kapasite kullanımının düşük kaldığı, ve global finansal sistemin halen sağlıklı bir değişim sürecine giremediği ortamda IMF’nin tahminleriyle hükümetin tahminleri uyuşmadı. Bundan sonraki süreçte IMF heyeti madde 4 kapsamında IMF-Dünya Bankası bahar dönemi toplantılarının ardından Mayıs ayı başında Türkiye’ye gelmesi bekleniyor. Madde 4’ün kapsamı orta ve uzun vadeli ekonomi politikaları, yapısal reformları değerlendirerek maliye ve para politikaları, dış denge ve kamu borç gelişmeleri ele alınacak. IMF haberi sonrasında yapılan 11 yıllık dolar cinsinden tahvil ihracının ekonomistlere göre iyi geçtiği, halen kolay ve önceki dönemlerle kıyaslandığında az maliyetle borçlanıldığı yorumları yapılmıştır. Hazine Ocak ayında 10 yıllık tahvil ihracı yapmış ve faizi 11,25 olarak belirlenmişti. IMF anlaşmasının sonucuna yönelik uluslararası piyasanın henüz kötümserliğe kapılmadığı görülmektedir. Henüz diyoruz çünkü bu aşamada OVP ve mali kural daha fazla önem kazanmış durumdadır. Hükümetin ortaya koyduğu bu çıpaların işleyişine göre beklentiler şekillenecektir.
Perşembe günü merkez bankası faiz kararını açıklayacak. Merkez bankası yapacağı açıklamalarda önümüzdeki sürece ilişkin para politikasında izleyeceği yola ilişkin ip uçları vermesi beklenmektedir. Ekonomistler arasında faiz artırım sürecinin ağırlıklı olarak Eylül-Ekim aylarında başlayacağı ve 2010 yıl sonuna kadar ortalamada toplam 160 baz puan artırımın gerçekleşeceği beklenmektedir. Bizimde beklentimiz konsensusa parereldir. Çekirdek enflasyonla genel enflasyon arasındaki farkın ithalat baskısı nedeniyle açıldığı izlenimi oluşmaktadır. Çünkü cari açık gelişmelerine baktığımızda Ocak ayı cari gelişmeleri beklentilerin üzerinde olmuştur. Bu da ithalatın artarak ithal ürün yoğunlu bir enflasyonun görüldüğü görülmektedir. Önümüzdeki dönemde çekirdek enflasyon ile tüketicinin hissettiği enflasyon arasındaki fark açılmaya devam ederse Merkez bankasının Perşembe günü yapacağı açıklama ve sonraki süreçte izlenecek yol önemli olacaktır.
Geçen hafta dünya piyasalarına bakıldığında olumlu bir görüntü olduğu görülmektedir. Gündem açısından yoğun olan geçen haftada Çin’de beklentileri aşan TÜFE rakamlarının Çin’de faizleri artırabileceği beklentisi ve ABD tarafında Finansal Denetim Raporu’nun Senato’dan geçememesi endeksleri etkileyen önemli gelişmeler oldu. Avrupa tarafına bakıldığında ise endeksler haftalık bazda Yunanistan’a yönelik endişelerin nispeten azalmasıyla beraber yükselişle kapattı. Bu haftaya yönelik veri akışında ise; Salı günü ABD Merkez Bankası Fed faiz kararını açıklayacak. Faizlerle ilgili bir değişikliğe gitmemesi beklenirken Fed Başkanı Bernanke’nin piyasalara vereceği mesaj önemli olacak. ABD Şubat ÜFE ve TÜFE son zamanlarda sert yükselişler gösteren ÜFE’de negatif bir beklenti içinde olan piyasalar; TÜFE’de ise önceki aya ait hafif bir azalma içerisindedir. Ayrıca Perşembe günü açıklanacak olan Şubat Öncü Göstergeler verisinde de bir önceki aya göre hafif bir azalış beklenmektedir. ABD’de tarafında Perşembe gününün diğer önemli verileri haftalık işsizlik maaaşı başvuruları ve 4. Çeyrek Cari İşlemler Dengesi olacak. Haftalık İşsizlik Maaşı Başvururalarından bir önceki haftaya göre azalış beklenirken, 4. Çeyrek Cari İşlemler Dengesi’nde negatif yönlü artışın gerçekleşmesi beklenmektedir. Avrupa tarafında ise Salı günü açıklanacak Zew verileri dikkatle takip edilecek. Bu verilerden genel beklenti bir önceki aya göre hafif bir gerileme olması yönünndedir. Ayrıca Perşembe günü gelecek olan Euro Bölgesi Ocak Ayı Ticaret Dengesi verisine bakılacak. Bu veride de bir önceki aya göre azalış beklenmektedir. Sonuç olarak, iyileşme sürecinde olan, ilaç almaya devam eden bir bünyede, dönem dönem karışık mesajlar gelmeye devam ediyor.
Geçtiğimiz hafta içinde 53,562 – 51,780 puan aralığında hareket eden IMKB-100 endeksi, haftayı 51,971 puan ile kapattı. Geçen hafta endekse yönelik beklentimiz; Endeksin, 51,900 seviyesini güçlendirmesi ve 53,800 denenmek üzere hareket etmesi yönünde idi.
Endeksin, 52,700 seviyesini direnç haline getirmesini ve 51,200 ve 49,900 seviyelerini denemek üzere kısa vadeli azalan trend içinde hareket etmesini bekliyoruz. 53,500 güçlü 2cil direnç, 50,800 ara destek seviyeleridir. Yatırımcıların, KV direnç seviyelerinde KV satışa yönelmelerini tavsiye ederiz.
Buradan yorum yapabilirsiniz