Haftanın Yorumu (17 Mayıs 2010)

Haftaya Bakış

 

AB ile ilgili ekonomik kriz koşullarından bahsettiğimiz içinde bulunduğumuz bu dönemde, AB bölgesinin 2010 yılı ilk çeyreğinde %0,2 büyüme gösterdiğini görüyoruz. Geçen yılın aynı dönemine göre Euro Birliği %0,5 ve Avrupa Birliği %0,3 artmış oldu. Avrupa Birliği içerisinde en hızlı büyümeyi %1 artış ile Portekiz gösterdi.Macaristan %09 ve Slovakya %0,8 ile diğer en hızlı büyüyen ülkeler oldu.Daralma yaşayan ülkeler %4,1 ile Letonya,%2,3 ile Estonya ve %0,8 ile Yunanistan oldu.  Dünya ekonomisinin büyüme platformuna geçtiği bu dönemde, çok kısasa dinamiklere bir göz atarsak eğer; ABD’nin 2009 yılı son çeyreğinde %5,6 oranında büyüme göstermesinin ardından, 2010 yılı ilk çeyreğinde %3,2 oranında artış göstermesi, Çin’in 2010 yılı ilk çeyreğinde %11,9 oranında büyüyerek 2007 son çeyrekten itibaren en yüksek büyüme oranına ulaşmış olması, yurtiçi talebin artış göstermesi, yatırım ve tüketim harcamalarının güçlenmesi; Japonya da Tankan endeksinin, iş dünyası aktivitelerinde genel bir düzeltme olduğunu ve artan ihracatın üretimi de güçlendirdiğini gösteriyor olması; İngiltere nin yine çok hafifte olsa sıfır ın üzerinde bir oranlar iyileşmeye devam etmesi; Latin Amerika ülkelerinde artan sanayi üretimi ile birlikte artan enflasyon, gelişmekte olan asya ülkelerinde ihracatın artış eğiliminde olması;  Dünya ticaret hacminin dengelerinin yeniden hareketlendiğinin önemli bir göstergesidir. Artan ticaret hacmi AB bölgesinde ister istemez negatif platformdan, pozitif yönlü platforma geçmesinde etkili olmuştur. Ve tabii,  en önemlisi Latin Amerika dışında  enflasyon tehditinden bahsetmek henüz mümkün görünmüyor. Bu durumda, içinde bulunduğu duruma yönelik gerekli önlemleri alan bir AB bölgesinin, finansal piyasalardaki riskin aktif olarak yönettildiği; petrol ve emtia fiyatlarında aşırı bir yukarı yönlü hareketin gerçekleşmediği koşullarda, 2010 yılı 2. çeyreğinden sonra; AB bölgesinin, daha güçlü bir üretim verisine ve dolayısıyla artan artan büyüme oranına ulaşacağını tahmin ediyoruz. Bu aşamada önemli olan, yatırım kararı verirken, fırsatların doğru değerlendirilmesi olacaktır.

 Yurtiçi tarafa bakıldığında ise Yurtdışı gelişmelerin yanında yerel gündemin gerek ekonomi gerekse de siyasi tarafta çok yoğun olduğu görülmektedir. Ekonomi taraftında merakla beklenen Mali Kural açıklanırken, siyasi tarafta Anayasa Değiişkliği için YSK referandum tarihini 12 Eylül olarak belirledi. Merakla beklenen Mali Kural genel olarak piyasaları tatmin ederken, yapılabilecek en büyük eleştri Mali Kural denetiminin Maliye’ye bırakılması bir bağımsız kuruma verilmemesidir. Buna göre Mali Kural’da Türkiye Cumhuriyeti’nin bütçe açığının GSYİH’ya oranının %1 olması hedeflenirken, eşik büyüme oranı %5 olarak belirlendir. Mali Kural’ın destekleyici unsurları olarak Döner Sermayeli İşletmelerin bütçelerin denk olması, mahalli idareleriin borçlanmalarını yatırım projelerinin finansman ile sınırlı tutulması, KİT’lerin toplamda borçlanma gereğinin olmaması yer almaktadır. Orta Vadeli Program ile Orta Vadeli Mali Plan,  Orta Vadeli Program ve Mali Plan adı altında birleştirilecek. Mali Kural yasası IMF’siz dönemde Türkiye’nin elindeki en büyük koz olurken, bu sürecin Meclis kapanmadan yasalaşması beklentimiz içerisindedir. Mali kural uygulaması bize neyi ifade ediyor ve edecek ? Mali kural bize özünde şunu ifade ediyor. Ekonomik büyüme güçlendiği koşullarda ülke ekonomisinin gelirlerini artır ve tasarruf et; ekonomik büyümenin daraldığı koşullarda ise esnek ol, mevcut koşulları lehine önlemler alabilicek kapasite ve güçe sahip ol. Mali kural, ekonomik yönetimin,  orta ve uzun vaeli perspektif ile yapılacağını ve uluslarası standartlara bir kez daha yaklaştırılmaya calışıldığının önemli bir göstergesi. Böylelikle, nerede hangi sınıra yaklaştığını belirlemiş ve önlem almak üzere uyarı mekanizmalarını çalıştırır hale gelmiş olacaktır. Orta vadeli programın, Mali Kuralla birleştirilerek uygulanıyor olması, Mali disiplini beraberinde getirecek, tutarlı bir mali disiplin ise, artan kredibilite ve azalan borçlanma maliyetine olumlu yönde etki edecektir.  Ayrıca,  belirlenen kamu borçlanma ihtiyacı ve özel sektör finansman ihtiyaçlarını(vade, maliyet, kaynak tarafında) daha etkin yönetilmesine destek olacaktır.  Merkezi Yönetim Bütçesi Nisan Ayı’nda 4 milyar 455 milyon Ocak Nisan döneminde ise 15 milyar 796 milyon lira olarak gerçekleşti. Mali Kural’sız bütçenin performansına bakıldığında ise bütçe gelirleri geçen yılın aynı dönemine göre %19,6’lık artış kaydederken bütçe giderlerinde %19,8’lik artış kaydetti. Bütçede faiz dışı giderlerin %0,8’lik artışı ileriye yönelik olumlu bir mesajken faiz giderlerindeki %132,1’lik artış dikkat edilmesi gereken bür unsur olacaktır. Bu çerçevede hükümetin Mali Kural’ı uygularken, bütçe açığını gelir artırıcı unsurları göz önüne alarak uygulayacağını tahmin etmekteyiz.  Siyasi tarafa bakıldığında da Cumhurbaşkanı gün Anayasa Değişikliği paketini 6. günde onaylarken, ana muhalefet partisi CHP paketin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Geçtiğimiz haftalarda erken seçime yönelik olumsuz konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan seçimlerin zamanında gerçekleşeceğini belirtip, seçim takvime ilişkin kafalardaki soru işaretelerini kaldırmış oldu.

 Geçtiğimiz hafta dünya borsalarına bakıldığında endekslerin haftalık bazda genel olarak yukarıda değer kapattığı görüldü. Haftaya bakıldığında yurtiçinde,  Salı günü açıklanacak Para Politikası Kurulu’nun alacağı faiz kararına bakılırken, piyasaya vereceği mesajlara dikkat edilecek.  ABD piyasalarında ise Genel olarak S&P 500 hisse senetlerinin beklentilerin üzerinde kar ettikleri bir 2010 yılı ilk çeyreği geçirdiğini görürken, bu hafta az sayıda şirketin finansal tablo açıklaması bekliniyor. Yine AB tarafında ise havayolları (KLM, BA, AirFrance) ve Vodafone un 2010 yılı ilk çeyrek finansallarını açıklamaları beklenmektedir. Ayrıca Cuma günü açıklanacak olan  Almanya IFO iş dünyası endeksi ekonomik kriz hakkında fikir verebilecek önemli bir gösterge olacaktır. ABD tarafında azalış eğilimdeki enflasyon ve hafif artış eğilimindeki konut başlangıçları önemle takip edilecek veriler olacaktır.

Endeks Beklentisi

Geçtiğimiz hafta içinde 58,708 – 54,500 puan aralığında hareket eden IMKB-100 endeksi, haftayı 56,071 puan ile kapattı. Geçen hafta endekse yönelik beklentimiz; Endeksin, 22 haftalık ortalama seviyesi olan 54,000 i güçlendirmesini ve 58,300-500 aralığını denemek üzere hareket etmesi yönünde idi.  

Endeksin, 56,500-800 aralığını direnç haline getirmesini ve 22 haftalık ortalama seviyesi olan 54,100 denemek üzere hareket etmesini bekliyoruz. 54,700 ara, 53,700 2cil güçlü destek, 57,100 ise güçlü direnç seviyeleridir. Yatırımcıların hisse bazında seçici olmalarını ve ilgili destek seviyelerinde kademeli kısa vadeli pozisyon almalarını tavsiye ederiz.

line
footer