Haftanın Yorumu (22 Mart 2010)

Haftaya Bakış

 

Global iktisadi ortam değişmekte ve değişikliğin stres oluşturduğu gözlenmektedir. Ülkeler kendi içlerinde ve aralarında stresi yaşarken kriz sonrası istikrarı sağlama adına alınan önlemlerin acı ilaç olduğu da anlaşılmaktadır. ABD’de kabul edilen sağlık reformu bütçe açığında gelecek yıllarda 138 Mlr $ tasarruf sağlaması beklenmektedir. Ayrıca reformun tüketici hakları sayesinde sağlık sigortası sektöründeki suistimalleri ve aşırılıkları önlemede kontrol mekanizmasının daha sıkı olacağı Obama tarafından belirtildi. Finansal reform taslağı ise hazırlanmış durumda ve bu hafta öneriler tartışılmaya başlanacak. Tüm bu reformların altındaki temel mantık batırılamayacak kadar büyük kuruluş oluşmasını önlemek olarak özetlenebilir. Aşırı risk yükleniminin alınmasını önlemek ve vergi mükellefi olan normal vatandaşın suistimal edilmesine engel olmak hedeflenmiş gözükmektedir. Kriz sonrası gelişmelerin bu tür değişimlere gebe olacağını önceden de belirtmiştim. Şu an yaşadığımız değişim ise farklı oluşmaktadır. Bunun da nedeni eski kriz ortamlarında değişim olacaksa bunu tek kutuplu dünyadaki süper ekonomik güç ABD tek başına yapmakta ve etkilerini diğer ülkeler görmekteydi. Artık global iktisadi düzen tek kutuplu değil. ABD her ne kadar açık farkla ekonomide dünyanın lokomotif gücü olmayı devam ettirse dahi alacağı kararlar karşısında tepki olarak karar alabilecek güçler bulunmakta ve alacağı kararlar sonucu oluşacak etkiden kendisinin de etkileneceğini görmektedir. Cuma günü ABD 4. çeyrek büyüme verisine ilişkin nihai veri açıklanacak. Beklentilerde ilk revizenin ardından değişikliğin olmaması ve büyümenin %5,9 olarak teyit edilmesi yönündedir. Nisan sonunda da 2010 yılına ait 1. çeyrek büyüme verisi açıklanacak. ABD bir taraftan kamu borç yapısını düzeltmeye çalışırken diğer yandan da büyüme adına ihracattaki rekabet koşullarını kendi lehine dönüştürebilmenin çabası içindedir. Tam bu noktada devreye Çin girmekte ve döviz kuru problemi gündeme taşınmaktadır. Yuan’ın ortalama değeri 2008 yılından bu yana 6,83 dolarda sabit tutulmaktadır. ABD’ye göre bu haksız rekabet durumu oluşturmakta ve ABD ticaret dengesini baltalamaktadır. Çin’e göre ise durumun tek nedeni ABD’nin verimsiz üretim şartalarından dolayı rekabet edemiyor oluşudur. Neden bu veya diğeri olabilir ancak ortada gerilimin olduğu açıktır. Bu da korumacılık hissini körüklemektedir ki dünya GSYH miktarının artışındaki temel felsefe olan serbest ticaret fikrini ortadan kaldırma tehlikesi oluşturmaktadır.

Dünya ekonomisinin bir diğer güçlü unsuru olan AB tarafında ise durum daha karşık ve derindir. AB her ne kadar bir birlik olarak ortada duruyor olsa da ülkelerin kararlarda kendi iç siyasi gelişmelerine göre ayarlama yapma arzusu birlikteliğin oluşmasını engellemektedir. Yunanistan için henüz alınmış bir kararın bulunmaması buna en güzel örnektir. Merkel, Alman halkının sesine kulak vererek Yunanistan’ın kurtarılmasına sıcak bakmazken Sarkozy ve Berlusconi destek paketi oluşturmanın gerektiğine inanmaktadırlar. Açıkçası ana ayrışma konusu kriz döneminde bile ticaret fazlası veren bir Almanya harcamalarını kontrol etmeyen ve bir anlamda sorumsuzca davranan ülkelerin sonuçlara tek başına katlanması gerektiği düşüncesidir. Öte yandan Yunanistan’ın IMF’ye başvurması halinde AB’nin yapısal bir problem yaşayacağı düşüncesi de hakim durumdadır. IMF tarafından gelecek bir paketin çok ağır şartları olacağı bilindiği için Yunanistan tarafına baktığımızda AB tarafından hazırlanacak bir paketin uygulanmasını istemektedir. AB tarafındaki problemler ticaret ve finansman ihtiyacımızın büyük bölümünü karşıladığımız birliğin iktisadi performansı bizi de yakından ilgilendirmektedir.

Türkiye’ye baktığımızda geçen hafta yapılan PPK toplantısı karar açısından beklenildiği gibi açıklama açısından ise farklı bir durum oluşturmuştur. Beklentiler dahilinde gösterge faiz oranları değiştirilmedi ancak açıklamada hedefin üzerinde seyreden enflasyonun beklentileri ve fiyatlama alışkanlıklarını değiştirmesi durumunda sıkılaştırıcı tedbirlerin gündeme geleceği belirtildi. Önümüzdeki hafta Çarşamba günü gelecek olan 2009 yılı 4. çeyrek büyüme verisine ilişkin beklentimiz %4 olması yönündedir. Merkez bankasının global kırılganlığa vurgu yaparak, istihdam ve kapasite kullanım oranlarında istikrarı görememesinden ötürü faiz artırımına gidemeyeceğini görürken enflasyonist baskı oluşması durumunda faiz artırımı yapmak zorunda kalma ikilemini yaşayacağı ortadadır.

Geçen hafta yurtdışı piyasalara bakıldığında genel olarak endekslerin haftalık bazda değer kazandığı görülmektedir. Gündem açısından oldukça yoğun geçen haftada ABD’de tarafında alınan faiz kararında beklentiler dahilinde bir değişiklikliğe gidilmezken, mortgage tahvil alımını uzatmayarak bu ay sona erdireceğini belirtti. ABD’de tarafında bu hafta geçmesi beklenen Finansal Denetim Reformu ve hafta sonunda geçen Sağlık Reformu endeksleri etkileyecek önemli gelişmeler olacak. Geçen haftanın ABD tarafında bir diğer önemli gelişmeside Fed’in iskonto faiz oranını artıracağı beklentisi oldu. Banka daha evvel 25 baz puan artırdığı iskonto faz oranını Nisan Ayı’ndaki toplantısı öncesinde yeniden artıracağı beklentisi piyasalar günlük bazda satışlara neden oldu. Yurtdışında geçen hafta diğer borsalara bakıldığında ise haftalık bazda endekselerde değer kazanımları olduğunu görülmektedir. Asya tarafında Hindistan’ın Temmuz 2008’den sonra ilk defa faiz artırması, Çin’deki enflasyonist endişeler piyasalar olumsuz etkilese de piyasların genel olarak artıda kapattığı görüldü. Avrupa tarfında ise Yunanistan’ın AB yardımınından daha çok IMF  ile anlaşabileceği beklentileri oluştu. Veri bazında bakıldığında ise geçen hafta gelen verilerin beklentileri yakın gerçekleştiği görülmektedir. ABD tarafında gelen ÜFE-TÜFE verileri enflasyonist bir ortamın olmadığı belirtirken, konut verileride beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Avrupa tarafında İngiltere’den gelen olumlu istihdam verileri piyasalara olumlu yansıdı. Bu haftaya bakarsak veri akışı açısında önceki haftaya daha az olduğu görülmektedir. ABD tarafında Salı günü açıklanacak Şubat Mevcut Ev Satışları verisinde önceki veriye göre hafif bir azalış beklenirken, Çarşamba günü açıklanacak olan Şubat Daynıklı Tüketim Malları verisinde de önceki aya göre hafif bir azalış beklenmektedir. Buna karşın Çarşamba günü açıklanacak olan Şubat Yeni Ev Satışları verisinde hafif bir artış gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Haftalık işsizlik başvurularında da hafif bir azalış gerçekleşmesi beklenmektedir. Haftanın ABD tarafında en önemli verisinde 4.Ç GSYİH’nın son revizesi gelecek. Bu veride bir önceki revizeye göre bir değişiklik beklenmemektedir. Avrupa tarafında ise veri akışısının özellikle Çarşamba günü oldukça yoğun olduğunu görmekteyiz. Genel olarak verilerde artış gerçekleşmesi tahmin edilmektedir. Avrupa tarafında haftanınn en önemli olayı 25-26 Mart’ta gerçekeleşecek Euro Bölgesi Liderler toplantısı olacak. Buradan çıkacak kararlar özellikle Yunanistan’a ilişkin belirsizliklerin ortadan kalkmasında önemli rol oynayacak.

Endeks Beklentisi

Geçtiğimiz hafta içinde 51,780 – 54,315 puan aralığında hareket eden IMKB-100 endeksi, haftayı 53,892 puan ile kapattı.  Geçen hafta endekse yönelik beklentimiz; 52,700 seviyesini  direnç haline getirmesini ve 51,200  seviyesini denemek üzere hareket etmesi yönünde idi.

Endeksin, 22 günlük ortalama (52,600) seviyesini güçlendirmeye devam etmesini ve 55,200 ü denemek üzere hareket etmesini bekliyoruz. 55,800 2cil direnç, 51,500 2cil destek seviyeleridir.  

line
footer